Kırk Hadis

Hadis rivayetlerini kendi penceremizden anlama gayreti

5 Mayıs 2005 Perşembe

İsraf ve Kibre Kaçmadan

Yiyiniz, tasadduk ediniz, giyiniz. Fakat bunları yaparken israfa
ve tekebbüre kaçmayınız.
Nesai, Zekat 66



Üç şey: Yiyip-içerken, tasadduk ederken, giyinirken.
Demek bunlar esnasında insan israfa ve kibre kaçmayacak.

Sondan başlayayım.

İnsan hayatında çok sık rastlıyor aslında. Çoğu kimse ilk intibalarına varırken karşılarındaki kişilerin giyimine çok değer veriyor. Biraz mütevazi mi giyindiniz, yüzünüze bakılmıyor. Böyle yapan kimseler, genellikle somut düşünmeye yatkın kimseler. Halbuki şair ne güzel demiş, "Ne elbiseler gördüm ki, içlerinde insan yok. Ne insanlar gördüm ki, üstlerinde elbise yok."

Allah bize perdelere takılıp kalmadan, insanların sîretlerini hakkıyla değerlendirecek gözler versin.

Gelelim ikinci maddeye: Tasadduk ederken de insan kibre ve israfa kaçar mı, dememeli. Belki ibadetlerin en risklisi infak alanı. Çünkü sadece bir kişiyi ilgilendirmiyor. Veren bir el varsa, illâ ki alan bir el de işin içine giriyor.

Allah bizi sağ elinin verdiğinden sol elinin haberdar olmadığı kullarından eylesin. Ne diyeyim...

Geleyim, yemek-içmek meselesine... İsrafa kaçmak kolay da kibre nasıl kaçılır ki diyor insan ilk bakışta... İnsan ne yediyse yedi, ne önemi var ki, ister kuru ekmek, ister baklava-börek. Üç-beş saat sonra acıkmayacak mı yine? Aynı şeye varmayacak mı? Bu da ilginç. Ama insanoğlu, işte... Öyle enteresanız ki. Bugün eskiden okuduğum bir
kitaptan aldığım notları gözden geçiriyordum. Kitapta hadis uydurma sebepleri incelenmiş. Muhtelif sebepler sıralanmış. "Fırka, mezhep, kabile taassubu" ile başlıyor ve şununla bitiyor: "Duyulmadık hadisler rivayet ederek meşhur olma arzusu"...

Ah, insanoğlu...

Yediğimiz şeyleri ellerimizle yapmadık ki... Niye kibirleniriz...

Allah bizi haddini bilenlerden eylesin. Ne diyeyim...